Vahşi Hissedar Kapitalizmine Karşı Paydaşlık Rejimi
Manifesto!
Herkes bankalardan borçlanarak küçük ve mikro isleri ister tekil ister ortaklaşa kurabilseydi , ve yönetsel - organizasyonel rustunu kanıtlayan firmalar bankalarin orta çaplı ve büyük çaplı ortak olduğu ,orta çaplı ve büyük caplı işleri kurabilseydi ve altyapı hizmetleri devletin denetiminde tekellesmeye izin verilmeden yüksek kapasiteli şirketlere liyakatla verilseydi, emeğini satmak tercih olur , emekçiler için rekabet oluşur , emekçiler sadece kuru maaş değil, küçük şirketlerden prim, büyük çaplı şirketlerden temettü almasının zemini oluşur, ve devlet eliyle yasallaşırdı!
Aynı zamanda emekçiler işyerlerinde söz sahibi olurdu!
Şirketler, büyüdükçe bankaların ortaklığı altına girmelidir...
Kamu bankaları halkın denetiminde olmalı, bankalar aracılığı ile piyasayı üstten gören gösterge niteliğinde bir planlama olgusu gündemde olmalıdır!
Bölünemeyen doğal tekeller(altyapı vb devletin-kamunundur!), işletmesi tekel olmayan şirketlerindir!
İşte bu paydaşlık rejimidir!
CEMRE TUNÇAY
Yurttaş Borsası
Büyük Şirketlerin yurttaşlara borsada açılması zorunlu hale gelsin!
Sosyalizm Nedir?
Eğerki sosyalizm denilen şey "toplumun ihtiyacına göre" üretim yapılan ortak mülkiyet sistemi ise bu sosyalist bir model değil..
Ama bir tür finansal ekonomik demokrasiyi ve mülkiyet demokrasisini savunan sol bir fikirdir!
1. Kapitalizmden Alınan ve Korunan Unsurlar (Dinamizm ve Özgürlük)
Piyasa Mekanizması ve Fiyat Sinyalleri: Mal ve hizmetlerin dağıtımı, tüketici tercihleri ve arz-talep dengesi bürokratik komiteler yerine piyasa dinamikleriyle işler.
Girişimcilik ve İnovasyon: Bireysel inisiyatif, risk alma, yenilikçi fikirler geliştirme ve liyakatle büyüme alanı korunur.
Çaba ve Yetenek Farkının Meşruiyeti: Herkesin aynı yapay sonuca zorlanmadığı; çok çalışanın, değer üretenin ve yetenek geliştirenin daha fazla kazanabildiği adil bir teşvik sistemi vardır.
2. Sosyalizmden Alınan ve İnşa Edilen Unsurlar (Adalet ve Emeğin Özgürleşmesi)
Ücretli Köleliğin Tasfiyesi: Emek, baskılanıp ucuza kapatılan bir maliyet girdisi olmaktan çıkar; şirketin kârına prim ve temettü yoluyla doğrudan ortak edilir.
İşyeri Demokrasisi ve Söz Hakkı: Siyasi demokrasinin üretim alanına taşınması ilkesiyle, yönetim kurullarında ve stratejik kararlarda emekçilere yasal temsil ve söz hakkı tanınır.
Finansal ve Kamusal Denetim: Sermaye ve kredinin tekellerin elinde toplanması engellenir; mikro/orta üreticiye liyakatle açılan kamu destekli finansman(küçük çaplı işlerde borçlanma ve orta ölçek ve büyük çaplı işlerde bankaların orta ölçek ve büyük çapta ortak olması) ve altyapı hizmetlerinde anti-monopolist kamu regülasyonu sağlanır.
Toplumun ihtiyacı diye bişey yoktur..İhtiyaç sonradan yaratılan bir olgudur...Günümüzde piyasada yaratilir!
1. "Biyolojik İhtiyaç" ile "Piyasa İhtiyacı" Ayrımı: İnsanın doğuştan gelen, sabit ihtiyaçları yalnızca temel biyolojik sınırlardır (barınma, su, kalori alımı). Bu sınırlarda kalan bir toplumda ekonomi büyümez; yalnızca ilkel bir hayatta kalma döngüsü döner.Geriye kalan her şey —akıllı telefonlardan belirli yazılım dillerine, arabalardan eğlence platformlarına kadar— üretim kapasitesinin ve yeniliğin (inovasyon) sonucunda sonradan ortaya çıkmış ihtiyaçlardır.
2. Arz Talebi Yaratır (Say Yasası ve Modern İnovasyon): Henry Ford'un "İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, benden daha hızlı giden atlar isterlerdi" sözü veya Steve Jobs'ın "Tüketiciler biz onlara gösterene kadar neye ihtiyaç duyduklarını bilmezler" yaklaşımı bu durumun kanıtıdır.Girişimci önce yeni bir ürün veya hizmet ortaya koyar, ardından piyasa bu ürünün hayatı nasıl kolaylaştırdığını, hızlandırdığını ya da dönüştürdüğünü göstererek yeni bir talep ve ihtiyaç standardı inşa eder.
3. Piyasa Bir "Keşif ve Yaratım" Sürecidir: Piyasa, sabit ihtiyaçları karşılayan mekanik bir dağıtım sistemi değil; neyin ihtiyaç olduğunu sürekli keşfeden, deneyen ve yeniden üreten bir bilgi işleme sürecidir.Girişimci risk alır, yeni bir çözüm/hizmet sunar. Bireyler bunu benimserse, dünün lüksü veya akla dahi gelmeyen unsuru, bugünün "vazgeçilmez temel ihtiyacı" haline gelir...
Bireyin otonomisinin ifadesi olan tesebbüsü ve bir pusula olarak görülebilecek piyasayı baz alan kapitalizmin hissedarlık yapısına karşı çıkan, paydaşlık rejimi fikri!
Paydaşlık rejimi; sosyal demokrasinin hedeflediği toplumsal dengeyi ve kapsayıcılığı, liberalizmin araçları olan piyasa, özel mülkiyet, bireysel girişim ve serbest sözleşme ile gerçekleştiren bir sentezdir.
Geleneksel sosyal demokrasi ile liberal özlü paydaşlık modeli arasındaki temel fark, "yeniden dağıtımın" (redistribution) nerede ve nasıl yapıldığıdır:
1. Vergiye Dayalı Klasik Sosyal Demokrasi vs. Mülkiyete Dayalı Paydaşlık
Klasik (Bürokratik) Sosyal Demokrasi: Piyasanın işleyişine ve şirketlerin mülkiyet yapısına dokunmaz. Hissedar kapitalizmi üretir, eşitsizlik yaratır; devlet de sonradan yüksek vergiler (gelir vergisi, kurumlar vergisi) toplayarak bu parayı sosyal yardımlar veya kamu harcamalarıyla tabana dağıtır (Ex-post / Sonradan müdahale). Bu durum bürokrasiyi büyütür, vergileri şişirir ve insanları devlete bağımlı kılar.
Liberal Özlü Paydaşlık Rejimi (Ön-Dağıtımcı): Zenginliği sonradan vergiyle alıp dağıtmak yerine, üretim sürecinin en başında mülkiyeti ve geliri paylaştırır (Ex-ante / Ön-dağıtım).Kredi mekanizmasıyla girişim kurma hakkını tabana yayar.Büyük şirketleri Yurttaş Borsası ile halka açarak temettüyü doğrudan yurttaşa akıtır.Çalışana kuru maaş yerine hisse, prim ve kâr ortaklığı verir.
2. Neden "Liberal Özlü"?Birey ve Girişim Merkezlidir: Devleti ekonomik bir işletmeci yapmaz. Bireyin risk almasını, şirket kurmasını, rüştünü ispatlamasını ve mülk edinmesini temel hak sayar.
Piyasa Mekanizmasını Korur: Fiyatlar, rekabet, borsa ve kâr güdüsü serbesttir. İhtiyaçları bürokratlar değil, piyasada dinamik olarak bireyler belirler
Gönüllülük ve Tercih: Emeğin bir şirkette çalışması çaresizlikten değil; alternatif girişim fırsatları ve adil prim/temettü şartları altında özgür bir sözleşmeye dayanır.